Nureddin Yıldız’ı linç edelim(!)

Nureddin Yıldız ve Sevan Nişanyan… Ne benzerliği var bu iki ismin? Hatırlayalım.

17 Şubat 2013 günü, Sevan Nişanyan Odtü’de bir konferansa katılacaktı. Edip Yüksel’le beraber, (muhtemelen) son derece güzel ve verimli bir tartışma yapacaklardı. Ama bazı Odtü’lü feministler Sevan’ı protesto ettikleri için bu tartışma yapılamadı. Protestocular Sevan’ı konuşturtmadılar. Oraya Sevan ve Edip’in tartışmasını dinlemek için gelen yüzlerce insan (ve bu tartışmayı video kayıtlarından izleyecek on binlerce kişi) bir avuç protestocu(?) yüzünden bu fikirlerden mahrum kaldı. Sevan, “feminizm faşizmdir” dediği ve “eski eşine şiddet gösterdiği” iddiası nedeniyle eleştiriliyordu. Burada, Sevan’ın dedikleri/yaptıkları doğru mu, değil mi meselesine girmiyorum. Karşı tarafın Sevan’ı eleştirmesine de bir şey demiyorum. Ama, bir adamı bir yere sokmamak ne demek? Seni burada konuşturtmayız ne demek?

En basitinden, “siz kimsiniz; buna ne hakkınız var?” diyorum.

13 Mayıs 2016’da Sinop’a bir konuşma için giden Nureddin Yıldız, protesto(?)cuların tepkisi üzerine; konuşmayı yapacağı Sinop Atatürk Spor Salonu’na alınmadı. Sevan’ın durumu ile benzer. Gerekçe, Yıldız’ın “6 yaşında çocuk evlendirilebilir” demesi.

Bu yazıyı yazma nedenim şu: Nureddin Yıldız’a gösterilen tepki, pek çok kesim tarafından desteklendi. Doğru bir şeymiş gibi sunuldu. Bu olay, Odtü’deki gibi öfkeli bir grubun yaptığı fevri bir hareket değil. Toplumun ciddi bir kesiminden destek gören bir eylem. Bu nedenle, Sevan’a yapılandan çok daha tehlikeli. Bu tehlike nasıl görülemiyor; anlamakta zorlanıyorum.

Son derece netameli bir konuya el attığımın farkındayım. Olaya değişik açılardan bakmaya çalışacağım. Önce temel bir ilke ile başlayayım.


Öfkeli kalabalıklar, savcı ve hakim rolü oynarsa ne olur?

Bir grup tarafından fikirleri beğenilmeyen insanların susturulması ne kadar makul? Kişilerden ve olaylardan bağımsız olarak bakalım. X şahsı, bir konuşma yapacak. Bu kişiyi dinlemeye hazır belli sayıda insan da var. Ama bu kişiden rahatsız olan kişiler bir araya gelip, adamı konuşturtmuyorlar. Bu sizce makul mü?

Her önünde gelen, yanına belli sayıda kişi toplayıp, “şu adamı burada istemiyoruz!” derde; o toplumda kaos olacağını göremiyor musunuz? Şayet bir adam, toplum için gerçekten zararlı şeyler söylüyorsa; suç duyurusunda bulunursunuz; icabına hukuk bakar. Şayet, her önüne gelen, kendi kafasındaki hukuku uygulamaya kalkışırsa; herkes kendi değer yargılarına göre, “ben şunu konuşturmam” derse ne olur görebiliyor musunuz?

  • Şayet, orada Nureddin Yıldız yerine, provokatör bir tip olsaydı; kendi takipçilerini kışkırtarak protestocularla çatışma ortamı oluştursaydı ne olurdu, düşünebiliyor musunuz?
  • Üç gün sonra, sizin dünya görüşünüz için son derece normal olan ama karşı taraf için kabul edilemez bir fikri savunduğunuz için benzer şey başınıza gelirse ne düşünürsünüz? Mesela, laikliği savunuyorsunuz diyelim. Birileri, “laiklik Şirk’tir, Allah’ın yarattığı yerde insanın hükmü olmaz! Sizi konuşturmayacağız” derse ne yapmayı planlıyorsunuz?

Örnekler arttırılabilir. Ama, kalabalıkların (haklı bile olsalar) linç kültürü ile kanunsuz iş yapmaları makul mü? En uç örnekle izah etmeye çalışayım: Çocuk tecavüzcüsü bir adam düşünün, bu adamı linç etmek doğru mu? Yoksa adamı mahkemeye çıkarmak mı doğru? Yapılan iş ne kadar vahim olursa olsun, adaleti grupların eline bırakma yönünde bir yol açarsak toplum açısından felaket olur.

Gelelim işin ikinci kısmına. Nureddin Yıldız, gerçekten çocuk istismarına yol açacak şeyler söyledi mi?

Hemen kısaca cevap vereyim. (Zaten kafasında karar vermiş olan kişiler bu cevaptan sonra yazıyı okumayıp bana küfretmeye başlayacaklardır. Ama, sözü dinlemeden karar verecekler için zaten yapacak bir şey yok.) Nureddin Yıldız’ın bahsedilen konuşması, günümüz şartlarında çocuk istismarına yol açacak zararlı bir husus içermiyor! Düşüncem bu.

Bahsedilen konuşma aslında yeni değil. Çok önce dinlemiştim. Çocuk evliliği üzerine bir video hazırlamaya niyetim vardı. Nurettin Yıldız’ın “6 yaşında çocukla evlenilebilir” dediğini duydum, “tamam” dedim, “bu adam bu fikri savunuyor; bunun üzerinden bir güzel anlatır ve sünnilik dinindeki bu konuyu deşifre ederim”. Bu nedenle bahsedilen videoyu çok dikkatle dinledim ama “sünnilik dinindeki şekli ile” eleştirecek bir şey bulamadım. Şayet Nureddin Yıldız’ın o uzun videosundan bazı bölümleri kesip bağlamdan koparsaydım çok rahat bunu yapabilirdim. Ama niyetim üzüm yemekti, bağcı dövmek değil. Evet Nureddin Yıldız’ın savunduğu fikirlerin hatalı olduğunu düşünüyorum, evet İslam dinindeki hükümlerin bu olmadığını düşünüyorum… Ama Yıldız’ın anlattığı şeyler (tekrar ediyorum) günümüz şartlarında çocuk istismarına yol açacak bir şey içermiyor.

Peki, ne diyor Nureddin Yıldız ve neden yanlış anlaşıldığını düşünüyorum?

Bu konuya geçmeden önce, hakim gelenekte çocuk evliliği konusuna nasıl bakılıyor, onu incelememiz lazım. Zira, hakim geleneğin ve İslam’ın ne dediğini bilmeden, Yıldız’ın ne dediğini anlamamız mümkün değil.


Hakim Gelenekte Çocuklarla Nikah ve Cinsel İlişki Caizdir!

Bu, günümüzde çok bilinmeyen ve din adamları tarafından üstü kapatılmaya çalışılan bir hüküm. Çocuklarla evlilik için yaş sınırı olmadığı, ama, cinsel ilişki için kızın adet görmesi gerektiği söylenir. Ancak, bu doğru değildir. Geleneksel din anlayışında, evlilik için de, cinsel ilişkiye girmek için de yaş sınırı yoktur! Yani, çocuklarla cinsel ilişki, (pedofili), sünnilik dinine göre mübahtır!

Maalesef insanlar, inandıklarını iddia ettikleri dinin hükümlerini bilmedikleri için, bu kadar ters bir şeyin, mensubu oldukları dinde serbest olduğuna inanmak istememektedirler. Bu nedenle, geleneğin bu konuya nasıl baktığını, delilleri ile ortaya koymamız lazım. Önce, Vehbe Zuhayli’nin İslam Fıkhı Ansiklopedi’sinden, bir kızda evlenmesi için aranan şartlara bakalım. (Cilt 9, Sayfa 43)

Kadında aranan şartlar: Evlilik akdinin yapılması için kadında iki şart aranır:
1- Dişiliği tam olan bir kadın olması: Erkek veya hünsa-yı müşkil (cinsi açıdan kadın veya erkekliği belirgin olmayan) ile evlilik yapılamaz. Hünsa ile evlilik batıldır.
2- Erkeğe şüphe bulunmayacak şekilde kesin bir haramla yasaklanmış olmaması.Kız, kız kardeş, hala, teyze gibi evlenilmesi haram olan ve başka bir erkekle evli olan kadın ve iddet bekleyen kadınla evlenilemez. Aynca Müslüman kadın Müslüman olmayan bir erkekle evlenemez.

Evet, bu kadar. Göreceğiniz gibi, 4 mezhebe göre İslam Fıkhı Ansiklopedi’sinde, bir çocuğun evlenmesi için de, ilişkiye girmesi için de herhangi bir yaş sınırı belirtilmiyor. 1. madde, çocuğun cinsel olgunluğu ile ilgili değil. Sadece, biyolojik olarak o kişinin erkek değil dişi olması şartı aranıyor. Ama bu, çoğu kişi için yeterli görülmeyebilir. Biz, devam edelim. Aynı kitabın 144. sayfasında, küçüklerle evliliğin caiz olduğu, ayrıca belirtiliyor.

Cumhur, evliliğin aktedilmesi için büluğ ve akıl şartı koşmamışlardır. Dolayısıyla küçüğün ve delinin evliliğinin sahih olduğunu söylemişlerdir. Dört mezhep imamının da dahil olduğu cumhurun görüşüne göre (el -Münzir’in iddiasına göre ise icmaya göre) kefaeti bakımından küçük kızın evliliği caizdir.

Küçüklerle evliliğin caiz olduğunu iddia edenlerin Kuran’dan getirdikleri delil, Talak Suresi olarak bilinen 65. surenin 4. ayetidir. Örnek olarak, Mevdudi‘nin Tefhimul Kuran isimli tefsirinde, bu ayetin nasıl açıklandığına bakalım.

Büluğa ermediği için hayız görmeyen … kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet bekler.

Kuran’ın bu açıklamasına göre, burada “Mudhale” (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının söz konusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü, mübaşeret olmasaydı eğer, iddet söz konusu olmazdı. (Bkz. Ahzap 49) Bu yüzden, henüz adet görmeye başlamamış kızların, iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre, bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. Dolayısıyla Kuran’ın caiz gördüğü bir davranışı hiç bir Müslüman’ın yasaklamaya hakkı yoktur!

Evet, yukarıdaki cümleler Mevdudi’ye (d. 1903-ö. 1979) ait. Ama, kendi sapık fikirleri değil bu. Önceki din adamlarının sapık fikirlerini aynen tekrarlamış sadece.

Şayet, gelenekten gelen dine güveniyor ama bu hükmü şimdiye kadar hiç duymamışsanız, önce inanmak istemeyebilirsiniz. Bunun, çoğunluk tarafından kabul edilmeyen, aykırı bir görüş olduğuna inanmak isteyebilirsiniz. Ancak bu, bütün müfessirler tarafından kabul edilen bir anlayıştır. Bu anlayışın temelinde de, gene aynı şey var. Anlamı çarpıtılmış bir ayet. Şimdi, hangi ayet nasıl çarpıtılmış da böyle sapıkça bir hüküm çıkarılmış, ona bakalım.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا
Ey iman edenler, mü’min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.. (Ahzab 33:49)
وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِن نِّسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُوْلَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا
Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah’tan korkup sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (Talak 65:4)

Yukarıda verdiğimiz mealler, Ali Bulaç’a ait. Ama, geleneksel din anlayışını benimsemiş bütün çevirmenlerin yaptıkları mealler aynı. Burada sihirli kelime henüz kelimesi. Şayet, bir kadın henüz adet görmeye başlamamışsa, demek daha küçük çocuktur. Küçük çocuğu kocası boşadıktan sonra, iddet beklemesi gerekiyorsa, kocası onunla cinsel ilişkiye girmiş demektir! Bu ayet mealine göre, henüz adet görmeyen kızlarla cinsel ilişkiye girilebilir!!! Bu nasıl olabilir?

Ayete, olmayan bir kelime eklenmiş: HENÜZ. Ayetin orjinalinde henüz kelimesi yok. Olmadığı gibi, henüz anlamını ima edecek herhangi bir işaret de yok! Ama adamlar eklemiş, neden mi? Küçük çocuklarla ilişkiye girmek isteyen sapıklar, bu ayette yaptıkları tahrifat ve peygamberimizin Aişe annemizle küçük yaşta evlendiğine dair uydurdukları rivayetle; sapıklıklarına meşru bir zemin kazandırmak istemiş olmalılar. En makul açıklama bu. Şimdi, Arapça ve Kuran’ın bütünlüğü açısından, ayetin gerçekte ne dediğine bakalım.

Henüz adet görmeyen olarak çevrilen kelime, (لَمْ يَحِضْنَ) lem yehıdne kelimesidir. bu kelimenin henüz anlamına neden gelmediğini, Süleymaniye Vakfı’nın hazırladığı “Kuran ve geleneğe Göre küçüklerin evlendirilmesi” isimli çalışmadan alıntılayalım.

“Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır…” mealindeki Talâk sûresinin 4. âyetini “henüz hayız görmemiş olanlar” olarak yorumlayanlar küçüklerin evlendirilebilmesi için bu âyeti delil getirirler. Oysa Arapça’da “lem = لم” edatı dili ve mişli geçmiş zamanın olumsuzu (cahd-i mutlak), “lemmâ = لما” edatı ise şimdiki bitmiş zamanın olumsuzunu (cahd-i müstağrak) ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla “henüz” anlamını “lem” değil “lemmâ” edatı verir.(1) “lemmâ = لما” edatı başına geldiği muzari fiilin zamanını geçmişe, anlamını olumsuza çevirir. Fiilin henüz olmadığı ama olmasının beklendiği anlamını kazandırır.(2) Ayrıca çocuk için “hayız görmedi” ifadesi kullanılmaz. Çünkü zaten hayız görmediği için çocuktur. Bu ifadenin kullanılması için şahsın önce hayız görmeye başlaması sonra da çeşitli sebeplerle hayız görememesi gerekir.

(1) Akyüz, Vecdi, Arapçada Fiil Kipleri ve Yardımcıları, İstanbul, 1994, s. 71 vd.; Çörtü, Mustafa, Arapça Dilbilgisi Sarf, İstanbul, 1995, 146-147; Akdağ, Hasan, Arap Dilinde Edatlar, Konya, 1996, s. 118.
(2) Muhammed Sa’îd Esber, Bilal Cüneydî, eş-Şâmil Mu’cem fî ‘ûlûmi’l-lüğati’l-‘Arabiyyeti ve mustalahâtihâ, Beyrut, 1985, s. 751, 752.

Peki, Kuran’da çocukların evlenmesi için herhangi bir yaş sınırı var mıdır? Elbette. Şu ayete bakalım:

…وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ
Nikah çağına ulaşıncaya kadar yetimlere deneyim kazandırın. Bundan sonra, eğer onlarda rüşd (olgunluk) hissederseniz, onlara mallarını verin… (Talak 65:4)

Görüldüğü üzere, ayet, evlilik çağını rüşd denilen bir kavrama bağlıyor. Bunun da basit bir ölçütü var. Diyelim bir yetimin malından sorumlusunuz. Ona, ne zaman malının idaresini verirsiniz? İşte, bu mal senin, bunu dilediğin gibi kullanabilirsin dersiniz?

Burada şunu da belirtmekte fayda var. Küçük kızlarla ilişkiye girmek isteyen sapık din adamları, bu sapıkça arzularını meşru göstermek için Kuran ayetlerinin anlamlarını tahrif ettikleri gibi, peygamberimize de iftira atmışlardır. Bu konuda, Vehbe Zuhayli’nin, İslam Fıkhı Ansiklopedisi’nden şu alıntıyı, yorumsuz olarak veriyoruz:

(küçüklerle evlenmenin caiz olduğunun delillerinden biri de) Peygamberin Aişe’yle o küçük olduğu halde evlenmesidir. Aişe: “Peygamber benimle evlendiğinde ben altı, benimle cima yaptığı zaman dokuz yaşındaydım.” (Buhari, Müslim ve Ahmed ittifak ettiler. Neylü’l-Evtar, VI, 120. Buhari ve Müslim’in bir rivayetinde, “yedi yaşındayken evlendi, dokuz yaşındayken zifafa girdi.” şeklinde geçmektedir.)

Şüphesiz, bu konuyla ilgili pek çok detay daha var. Ancak, geleneğin yaptığı çarpıtmayı görmek için bu kadar bilginin yeterli olduğunu düşünüyoruz.


Nureddin Yıldız, ne demeye çalıştı?

Açıkçası… Nureddin Yıldız’ın bahsedilen videosunu yaklaşık 1 yıl önce seyrettim. Şu an bütün detaylar aklımda değil. O kadar yavaş ve (benim açımdan) can sıkıcı bir konuşma ki, tekrar izlemeye de niyetim  yok. Ancak, geleneğin bu fikre nasıl baktığını bilen ve bu konuda video hazırlama niyeti ile açık arayan bir gözle seyretmiştim videoyu. Bu nedenle, aklımda kalan kısmı benim için yeterli.

Öncelikle: Nureddin Yıldız, geleneğin ne dediğini biliyor ama bunu net olarak söylemiyor. Adet görmeden önce küçük çocuklarla cinsel ilişkiye girmenin mübah olduğunu söylemiyor, hatta, caiz değildir diyor. Benim açımdan iyi. Zaten öncekiler de uydurmuş, Yıldız da, “gelenek böyle bir şey demedi” diyerek uydursun; dediği şey içerik olarak güzel olduktan sonra hiç bir sorun yok benim açımdan. Varsın insanlar hakim geleneğin bu konuda ne dediğini yanlış bilsinler. Yeter ki çocuklara zarar gelmesin.

İkincisi: Yıldız bunu, belli şartlar altında, mecburiyetten dolayı yapılmak zorunda kalınan nikah işlemine verilen bir cevaz/ruhsat olarak tanımlıyor. 2000’li yıllların modern bir şehrinde bu hükmün uygulanması mümkün de değil, bu hükmü gerektirecek şartlar da oluşmaz. Ama, öyle bir zamanda, öyle bir toplumda bulunursunuz ki; bir çocuğu korumanın tek yolu böyle evlilikler olabilir diyor. Siz masa başında bir takım güzel gözüken kanunlar yapabilirsiniz ama unutmayın, bu kanun 2016 yılı Türkiye’si için değil, tüm zamanlar ve mekanlar için de geçerli olmalı diyor. Hatta, öyle kültürler ve toplumlar olur ki; küçük çocuklarla nikah (dikkat! ilişki değil; nikah), çok daha kötü şeylere engel olmanın tek yolu olabilir bile diyor…

  • “Gelenek yanlış söylemiş, İslam’daki evlilik hükmü böyle değil” diyemiyor. Bunu demesi hakikaten zor.
  • Geleneksel din anlayışının gerçekte dediklerini saklıyor; söylemiyor. Bu haliyle hiç de dürüst değil.
  • Ama, çocuklarla evlilik hükmünün, ne kadar iğrenç bir şekilde kullanılabileceğinin  de farkında. Tam olarak iki arada bir derede konuşma yaparak, durumu kurtarmaya çalışıyor.

Kısaca… Nureddin Yıldız, kendi dinindeki hükmü tevil etmeye çalışıyor. Ama bir yandan iman ettiği kitaplarda bu hükümler var. Bu kitapları inkar da edemiyor. Bu durumda, bir saat boyunca allem ediyor, kallem ediyor, eveliyor, geveliyor… Geleneksel dinde hiç bir şarta bağlanmamış çocuklarla evlenme hükümünün; ancak belli şartlarda/mecburiyetten dolayı yapılması için ruhsat verilen bir uygulama olduğunu söyler gibi yapıyor.

Haliyle, kimseye yaranamıyor.

Ben vieoyu izledikten sonra, Yıldız adına üzüldüm. En azında, “geçmiş alimlerimiz bu konuda hatalı hüküm vermişler” diyebilirdi. Ama “sen çocuklarla evliliği meşru görüyorsun” argümanı ile Yıldız’a saldırmayı da haksızlık olarak gördüm. Sonuçta adamın çok daha vahim bir sorunu var.


Sonuç

Tekrar konumuza dönersek. Bu adamın dediklerine makul argümanlarla karşı çıkılmalıydı. Ama bu yapılmadı. Bunun yerine adam susturuldu. Evet, Nureddin Yıldız’ı eleştirin. Hatta toplanıp protesto da edin, olması gereken bu. Ama, bir kişiyi konuşturtmazsanız, yaptığınız, sadece o adamı güçlendirir. (Özellikle bu örnekte, demediği bir şeyle adamı itham ederek, adam sanki çocuklarla cinsel ilişkiyi meşru görüyor gibi yansıtarak, Nureddin Yıldız’a iftira atıldı)

Ahmed b. Hanbel’i düşünün. Bilmiyorsanız biraz tarih okuyun. Adam, bir zamanlar Altın Çağı’nı yaşayan Müslüman toplumların içinde, kelimenin tam anlamıyla ortaçağ zihniyetinde; akla düşman, hurafeci biri. Fikirleri kabul edilebilir gibi değil. O zamanlar hakim olan Mutezili anlayış, Hanbeli başta olmak üzere, hurafecileri en ağır biçimde cezalandırdı. Cezalandırdı da ne oldu?

Bütün bu cezalar/baskılar… sadece onları güçlendirdi.

Aklıma gelen bir olayla konuyu kapatmak istiyorum. Edip Yüksel’i bilirsiniz. 11 Eylül saldırılarından sonra, ABD’de tek kişilik bir protesto yaptı. Protestosunun ana fikri şu: “Müslümanlar teröristse, Amerika ondan 666 kat daha terörist”. Ateşli bir şekilde insanlara derdini anlatıyor (merak edenler youtube’dan bakabilir). Bu sırada yanına bir-iki polis geliyor. Önce, kendisini engellemek için geldiklerini düşünüp, “bana engel olamazsınız” diyor. Ama polis,” biz, size zarar vermek isteyen biri olursa; ona engel olmak için geldik” diyor.

Amerika, bunu neden yapıyor? Gerçekten demokrasiyi benimsediği için mi? Sanmıyorum. Sadece kafası çalıştığı için yapıyor.

Biz Amerika’lı olsak ne düşünürdük? Adama bak, gelmiş burada Amerika’yı eleştiriyor, İslam’ı savunuyor. Biz öyle bir devletiz ki, senin bu fikirlerini rahatça söylemen için, polisimiz gelip seni koruyor. Ama sıkıysa sen git, herhangi bir İslami ülkede benzer şeyler söyle de gör. Terörist olsaydık, burada rahatça konuşamazdık. Ama biz sizin ülkenizde sizi eleştiremeyiz! O halde; BİZ terörist değiliz, SİZ teröristsiniz!

Evet, benzer şeyler düşünürdük. Edip ne kadar düşündürücü şeyler söylerse söylesin, etkilenmezdik. Fiiller, sözlerden daha etkilidir zira.

Hadi, Nureddin Yıldız sünni. Onun dininde, dine aykırı söz söylemek yasaktır. Değişik görüşteki kişiler konuşturulmaz. Bu tür baskıları sünniler yapsa anlarım. Ama, bu durumda sünnilere baskı yapan kim? Bu hareketinizle sünnilere nasıl bir mesaj veriyorsunuz? Hadi öfkelisiniz anlıyorum ama kafanız da mı çalışmıyor?

Bu adamlar zaten, değişik görüşlere tahammülü olmayan kişiler. Bu insanlara, “değişik görüşleri de dinlemek gerektiğini” nasıl anlatacaksınız? Bu hareketlerinizle mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir