Kuran dağınık bir kitap mıdır?

Kuran hakkında gelen sorulardan (hatta bazen de eleştirilerden) başlıcası; Kuran’ın dağınık bir kitap olmasıdır. Konular belli bir mantıkla dizilmemiştir. Bir şeyden bahsederken birden başka bir konuya geçilir, sonra tekrar ilk konu gündeme gelir. Bu haliyle alıştığımız sıralı-şekilli kitaplara benzemez. Hatta, Kuran’ın bu sıralaması yanlıştır, bunu adam gibi(?) sıralamak lazım diyen kişiler bile var.

Bu yazıda, bir yönü ile Kuran’ın neden bu şekilde olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ama önce, bambaşka bir konudan örnek vereyim. Gerçekten bağımlısı olduğum şeyden, bilgisayardan.

Bir şeyi en iyi nasıl öğreniriz?

Değişik bilgisayar programlarına vakıfımdır. Blender tarzı 3 boyutlu modelleme-animasyon-render programları, Gimp tarzı resim işleme programları, Kdenlive tarzı video montaj programları, LibreOffice tarzı ofis programları… hatta biraz da programlama dilleri. İşin güzel tarafı, hangi program olursa olsun kısa bir sürede öğrenip onu verimli bir şekilde kullanabilirim. Zira, öğrenmenin mantığını biliyorum.

Aynı zamanda iyi bir öğretici olduğumu da düşünüyorum. Gerek kendim bir programı öğrenirken; gerek diğer kişilere öğretirken aynı yöntemi kullanırım. Asla ama asla, menülerden/komutlardan başlamam. En iyi öğrenme yolu, direkt proje üzerinden gitmektir.

Yani, diyelim Word gibi bir yazı programı öğreneceksiniz. Tek tek bütün menüleri, komutları öğrenmekle uğraşmayın… Bunun yerine, açın Word’ü ve yazı yazın. Yazı yazarken, biçimlendirme komutlarını, paragraf komutlarını, vb. öğrenmek daha akılda kalıcı olacaktır.

Diyelim bir modelleme programı öğrenmek istiyorsunuz. Konutları öğrenmeye çalışmayın, kutu şöyle çizilir, küre şöyle çizilir, çizgiye kalınlık şöyle verilir filan… Olmaz. Bunun yerine alın elinize bir obje ve direkt onu çizmeyi öğrenin. Bu sayede, aynı anda bir sürü komutu ama daha da önemlisi programın mantığını öğrenirsiniz.

Örnekler arttırılabilir ama gerek yok. Hollanda’da Arap dili ve edebiyatı okumuş bir arkadaşım, orada nasıl eğitim aldığını anlatmıştı bana. Öğrencilere (dikkat! Bunların çoğu Arap harflerini bile tanımıyorlar) üç harf öğretiyorlarmış, sadece üç harf ve hemen cümleye geçiyorlarmış. Direkt cümle üzerinden çalışıyorlar. 1 sene sonunda gazeteden tutun da, Kurtubi gibi eski metinlere kadar geniş bir yelpazeyi sözlük yardımı ile okuyabiliyorlarmış bu metotla.

Bu kadar örnekten sonra gelelim konumuza. Kuran ne için inmiştir? Ne yapmaya çalışır?

Şayet Kuran’da konular belli bir dizilimle olsaydı, mesela ben boşanma konusunu merak edince, fihristten bu konuyu bulur ve okur geçerdim. Ama bu bana o konuyu bile öğretemezdi adım gibi eminim. Fakat, sizi direkt hayatın içine atarsa Kuran, size hayattan bahsederse, sanki proje üzerinde çalışmış gibi olursunuz.

Şimdi, kafirlerin düşünce tarzını öğretir bize Kuran mesela. Onlara benzemeyelim diye, onları tanıyalım diye, ne derseniz deyin. Bunu, “kafirlerin düşünce tarzı” başlığı ile gruplandırdığını düşünün, şu etkiyi verebilir miydi?

 وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ
Ve yaradılışını unutarak bize örnekli bir soru yöneltti: “Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?” (Yasin 36:78)
 سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلاَ آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم حَتَّى ذَاقُواْ بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِندَكُم مِّنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ أَنتُمْ إَلاَّ تَخْرُصُونَ
Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiç bir şeyi de haram kılmazdık…” (Enam 6:148)
 وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
…eğer dilemiş olsaydı Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi yedirecekmişiz? Siz gerçekten apaçık bir şaşkınlık içindesiniz. (Yasin 36:47)

Halbuki, bunlar ayetlerin arasında dağıtılmıştır. Aynı anda kafirlerin düşünce tarzını, onlara verilecek cevapları, olaylar karşısında nasıl tavır almamız gerektiğini gibi onlarca farklı konu tıpkı hayattaki gibi aktarılır bize. Biz, kafirlerin düşünce tarzını öğreniriz ama, bu etiketle etiketlemeden. “Evet arkadaşlar, şimdi kafirlerin düşünce tarzını öğreneceğiz…” demeden. Üstelik aynı zamanda bu düşünce tarzına cevapları da öğrenmiş olacağız, aynı zamanda dünya hayatı ile ahiret arasında bağlantı kurmayı da, aynı zamanda…

Denemesi çok kolay. Kuran’da orta büyüklükte herhangi bir sure seçin. Bu sureyi bir kaç defa okuyun; hatta ezberlemeye çalışın. Bir hafta kendinizi gözlemleyin. Okuduğunuz surenin hayatınızda sürekli karşınıza çıktığını, pek çok olayda bu surenin kazandırdığı bakış açısı ile olaylara bakacağınızı görebilirsiniz. İşte, bu; belki de yazının en önemli paragrafı. Eminim, bu verdiğim iddialı önermeye içinizden pek çok kişi, “evet ya, ben de benzer bir durumu yaşadım. X suresini yahut sureden bir bölüm okudum, sürekli hayatımda karşıma çıkıyor” diyecektir.

Hatta şunu bile söylebilirsiniz: “Yahu, nasıl bir sureye denk gelmişim ben? Sanki Kuran’ın gerisi olmasa bile, sırf bu sure ile bulabilirmişim doğru yolu.” Burada özellikle şu sure ya da bu sure diyerek sizi yönlendirmediğime dikkat edin. İstediğiniz herhangi bir sureyi seçin, okuyun, anlayın… hayatınızda nasıl bir yer edindiğini göreceksiniz.

Kuran’ın ilk başta dağınık gibi gözüken, ama aslında müthiş bir planla yerleşmiş dizilimi verir bu etkiyi. O; hayat için inmiştir. Size bakış açısı kazandırır. Hemen her küçük parçası, neredeyse hayatın tamamı içindir. Hemen her küçük parçası; hem hayatta karşılaşacağınız çeşitli durumlardan, hem bunlara karşı vermeniz gereken tepkiden, hem dünya hayatının ahiretle bağlantısından, hem…. bahseder. Bir parçasını okursanız, Kuran’ın tamamını okumuş gibi olursunuz. O parça ile bile; hayatınızı şekillendirebilirsiniz.

Konularına göre düzenlenmiş bir kitap asla ama asla bu etkiyi veremezdi. O durumda, merak ettiğiniz “X” konusuna bakardınız ama bir yer eksik kalırdı.

Tıpkı hayat gibi. Bir olayı anlamak için sadece o olaya bakmanız yetmez. Onun arkaplanına bakmalısınız; nedenlerine, bağlı olduğu diğer faktörlere, kısacası pek çok şeye bakmanız lazımdır. Kuran’da da, bir konuyu anlamak için sadece o konuya bakmanız yetmez. Kuran’ın tamamına bakmanız lazım. Tamamını kavramadan parçayı kavrayamazsınız. Paradoks gibi gözüküyor ama, küçük bir parçasını anladığınızda; tamamını anlamış olursunuz. Dedim ya, tıpkı hayat gibi.

O halde, “Kuran okumaya nasıl başlamalıyım?”, “Kuran’ı nasıl öğrenirim?” diye soran kişilere de bir cevap olabilir bu yazı. Çok kolay… Rabbimizin gösterdiği gibi, gruplamadan, bölümlere ayırmadan, düzenlemeye çalışmadan, direkt okuyarak. Kuran’ın öğretmeni Allah’tır.

Rahman, Kuran’ı öğretti. (Rahman 55:1,2)  الرَّحْمَنُ  –  عَلَّمَ الْقُرْآنَ

Bu yazıyı ilk önce, 21.03.2014 yılında Facebook sayfamda yayınlamışım. Merak edenler şuradan bakabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir