Kötülük problemine Kuran’ın cevabı

Tanrı, ya kötülükleri ortadan kaldırmak ister de kaldıramaz; veya kaldırabilir, ama kaldırmak istemez; ya da ne kaldırmak ister, ne de kaldırabilir; yahut da hem kaldırmayı ister hem de kaldırabilir. Eğer ortadan kaldırmak istiyor da kaldıramıyorsa, O her şeye kadir değildir; ki bu durum Tanrı’nın karakteriyle uyuşmaz; eğer ortadan kaldırabiliyor, fakat kaldırmak istemiyorsa, O kötü niyetlidir; ki bu da aynı şekilde Tanrı ile uyuşmaz; eğer O ne ortadan kaldırmayı istiyor, ne de kaldırabiliyorsa, hem kötü niyetlidir hem de her şeye kadir değildir; bu durumda da Tanrı değildir; eğer hem ortadan kaldırmayı istiyor, hem de kaldırabiliyorsa – ki yalnızca bu Tanrı’ya uygundur–, o zaman kötülüklerin kaynağı nedir? Ya da o kötülükleri niçin ortadan kaldırmamaktadır?
Kötülük problemi, nedense ateistlerin de kullandığı bir argüman. Halbuki, onların argümanı doğru olsa bile, bu, Tanrı’nın olmadığı anlamına gelmez. Ama konunun bu boyutu bizi ilgilendirmiyor. Biz, kötülük problemi için bir “cevap” arıyoruz.
 
Mesela reenkarnasyon fikri. Kötülük problemine sevimli bir cevap: Sen sakat olarak doğdun, çünkü önceki hayatında kötü biriydin. Öbürü de zengin bir ailenin çocuğu; çünkü bir önceki hayatında çok iyi bir insandı…
Hatta, sadece insanlar arasında değil, hayvanlar arasında da dolaşıyor ruhlar. Kötü insanlar zamanla hayvan olarak doğuyorlar, kötülüğe devam ederlerse daha alt düzey bir hayvan filan…
 
Vahdeti vücut da kötülük problemine bir cevap. Her şey sonunda aynı özdense ve aynı öze dönecekse, kısa süreli kötülük gibi gözüken şeyler anlamını kaybediyor.
 
Anlatması uzun ama, Reşad Halife’nin “King of Chaos” videosunda anlattığı şeytanın yeryüzünün halifesi olduğu görüşü de, kötülük problemine güzel bir cevap. Merak edenler bu videoya şuradan ulaşabilir.


Peki, doğrusu hangisi?

 
Bu noktada inananlar için Kuran devreye giriyor. Benzer bir soruyu melekler de sormuştu Allah’a; hatırlayalım:
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Rabbin, meleklere şöyle demişti: “Yeryüzüne bir halife yerleştireceğim.”
Melekler de: “Orada bozgunculuk yapacak, kan akıtacak birisini mi yerleştireceksin? Halbuki biz seni överek yüceltiyor ve mutlak otoriteni onaylıyoruz,” dediler.
“Bilmediğinizi Ben bilirim,” dedi.
(Bakara 2:30)

Soru açık, cevap da öyle. Ama nedense bu cevap görmezden geliniyor çoğu zaman. “Bilmediğinizi ben bilirim”

 Devam edelim:
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Adem’e tüm isimleri (nitelemeleri) öğretti, sonra onları meleklere sunup, ‘Doğru iseniz, şunların isimlerini (özelliklerini, niteliklerini) siz bana bildirin,’ dedi. (Bakara 2:31)
قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Dediler: “Sen Yücesin, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yok. Sen Bilensin, Bilgesin.” (Bakara 2:32)
قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Dedi: ‘Adem! Onların isimlerini şunlara haber ver.’ İsimlerini onlara haber verince, ‘Size, yerin ve göklerin sırlarını biliyorum, açıkladığınızı da gizlediğinizi de biliyorum dememiş miydim,’ dedi. (Bakara 2:33)

Cevabı görebiliyor musunuz? Allah önce Adem’e bir şeyler öğretiyor, sonra, Adem’e öğrettiği şeyleri meleklere soruyor. Melekler elbette bunu cevaplayamıyor; çünkü, o konuda bir bilgileri yok. Aynı soruyu Adem’e sorunca basit bir şekilde cevaplıyor. Çünkü Allah Adem’e o şeylerin bilgisini verdi.

Bunun konumuzla ne ilgisi var?

İnsan nasıl düşünür? Sevdiğim tariflerden biri şu: İnsan, duyu organları vasıtası ile düşüneceği şeyi beynine iletir, sonra bunu o konuda hakkında ön bilgileri ile kıyaslar ve beyni ilişkiyi kurup o konu hakkında düşünür.

Cevap açık: Bir konu hakkında düşünebilmek için, o konu hakkında ön bilginizin olması gerekir. Başka bir açıdan bakarsak, bir konu hakkında düşünebilmek için, beyninizin o konu hakkında düşünmeye elverişli olması gerekir. Bu da, insandan kaynaklanan bir özellik değildir; ona verilen bir özelliktir.

Allah meleklere sordukları sorunun cevabı vermiyor; farkında mısınız? Onlara, bu sorunun cevabını algılayacak kapasitede olmadıklarını bir örnekle anlatıyor. Bu cevabın aynısı bizim için de geçerli. Allah melekler üzerinden bize de aynı cevabı veriyor. Bir nevi diyor ki: “Siz ancak, benim size verdiğim özellik kadar gelişebilir, benim size öğrettiğim alanlarda düşünebilirsiniz. Diğer alanlarda ise, ne kadar uğraşırsanız uğraşın; düşünerek cevabı bulamazsınız!”

Evet, kötülük problemine Kuran’ın cevabı bu. Tatmin edici mi? Bir açıdan değil gibi. Ama Allah tatmin olmamızı değil, teslim olmamızı istiyor. Madem Allah kendini Rahman, Rahim, Adil… olarak tanımlıyor; o halde bizim problem gibi gördüğümüz bu konunun da bizim algılayamadığımız bir cevabı vardır; değil mi?

Kaldı ki, insan zihni bile, kötülük problemine kendince makul cevaplar üretebiliyor. Elbette bu cevapların doğru olup olmadıklarını dünya hayatında asla bilemeyeceğiz. Ama şunu bileceğiz. Biz bile, kafamızda ürettiğimiz senaryolarla kötülük problemine cevap verebiliyorsak; elbette bunun makul bir cevabı var. Ama bu cevabı (en azından dünya hayatında) asla bulamayacağız. Bize böyle bir bilgi verilmedi çünkü. Melekler Adem’in bildiklerini nasıl bilmiyorlarsa, biz de bazı şeyleri bilemeyeceğiz. Çünkü, bazı şeyleri, “Allah bilir, biz bilemeyiz.”

One thought on “Kötülük problemine Kuran’ın cevabı

  1. Reşad Halife bu videoda diyor ki;

    19 mucizesi (matematiksel kod) özgür irade sahibi olmayı tercih etmişiz fakat hatırlamıyoruz.Bilinen hangi sistem veya ayet bunu ispatlıyor?

    Soru 2:

    Şeytan ve diğer melekler “iyyake nabudu ve iyyake nestein” diyerek tehvid ediyorlardı.
    Şeytan ve diğer melekler kendilerine “Adem’e secde et” dendiğinde diğer melekler tehvidi seçmeyerek (Adem’e secde ederek) yanlış yapmış olamazlar mı?Veya Şeytan acaba sınanıyor muyum acaba diye düşünmüş olamaz mı (Umarım Şeytan’ın avukatlığını yapmıyorumdur!) ?

    Bana göre kötülük probleminin cevabı:

    Acı görecelidir.Ölüm anında zulmedenlerin mazlumlara göre daha fazla acı çekmesi muhtemeldir (Vakia, 85).
    Duygusal acı, bazen bedensel acıdan daha fazla olabilir.Allah herşeyin en doğrusunu bilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir