Hadisler şeytani öğretilerdir!

Çoğunlukla hadis kavramı yerine rivayet kavramını kullanmayı tercih ederim. Ancak bu yazıda özellikle http://thesweetsunshine.com/tag/strawberry-chicken-salad/ hadis kavramını seçtim. Hadis derken kastettiğim; Muhammed peygamberin söylediği iddia edilen ve Buhari + Müslim + Tirmizi + Malik + Hanbel… gibi rivayet kitaplarında geçen sözler.

Şeytan insanın düşmanıdır

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
İnananlar, tümüyle teslim olun. Şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. buy propecia pills (Bakara 2:238)

Şeytan, insanları doğru yolda durarak kandırır

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
(şeytan) Dedi ki: ‘Beni saptırmana karşılık, onlar için senin dosdoğru yolun üzerine sinsice oturacağım.’ http://landmarksignaturehomes.com/custom-homes/ (Bakara 2:238)

Şeytan, insanları en büyük günah olan şirke düşürmeye çalışır

إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُم بِهِ مُشْرِكُون
Onun gücü, kendisini dost edinenlere ve onu (Allah’a) eş koşanlaradır. (Bakara 2:238)

Allah’ın indirdiklerinin dışında hükümler benimsemek kişiyi kafir yapar.

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ…
…Allah’ın indirdiği ile hüküm vermeyenler kafirlerdir. buy xenical cheap uk (Maide 5:44)

Hadisler, şeytani öğretilerdir. Şeytan, Muhammed peygamber adına uydurduğu yalanlarla; Müslümanların Allah’ın indirdiğinin dışında hükümleri benimsemelerini sağlamıştır. Kendine Müslüman diyenler, Allah ve Rasul’üne uyduklarını zannediyorlar ama gerçekte şeytana kulluk ediyorlar.

  • Şayet şeytan, Muhammed peygamber zina edeni taşlayarak öldürdü yalanını söylemeseydi; kendine Müslüman diyenler zina edenleri Allah’ın indirmediği bir hükümle cezalandırmazdı.
  • Şayet şeytan, Muhammed peygamber dinden dönenin öldürülmesini emretti yalanını söylemeseydi; kendine Müslüman diyenler dinden döneni öldürerek bu konuda Allah’ın indirmedikleri ile hükmetmezlerdi.
  • Şayet şeytan, Muhammed peygamber savaş esirlerini köleleştirdi diye yalan söylemeseydi; kendine Müslüman diyenler savaş esirleri hakkında Kuran’da yazana muhalif olacak şekilde köleleştirme yapamazlardı.
  • Şayet şeytan, Muhammed peygamber savaş esiri kadınları cariye yaptı ve onlara tecavüzü serbest bıraktı yalanını söylemeseydi; kendine Müslüman diyenler savaş esiri kadınlara tecavüz ederek bu konuda Allah’ın indirmedikleri ile hükmetmezlerdi.
  • Şayet şeytan, Muhammed peygamber Allah’ın Kuran’da haram kıldığı yiyecekler haricinde onlarca yiyeceği haram etti yalanını söylemeseydi; kendine Müslüman diyenler Allah’ın haram kılmadığı şeyleri haram kılarak onlarca farklı haram listesi oluşturmazlardı.

Örnekler arttırılabilir ama gerek yok.

Kendine Müslüman diyenler, yüzlerce yıldır yukarıdaki hükümlerin büyük bir kısmını uygulayarak, Allah’ın indirmedikleri ile hükmederek şirke düştüler.

Bugün de, bir kısmını uygulamasalar bile; bu hükümleri benimseyerek şirke düşen milyonlarca Müslüman var.

إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاء وَأَن تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
O (şeytan) size yalnızca kötülüğü, çirkin –hayasızlığı ve Allaha karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. (Bakara 2:169)

8 thoughts on “Hadisler şeytani öğretilerdir!

  1. Teşekkürler Gürkan.
    Zaten bunca izlediğim video ve okuduğum makalelerden benzer bir kanıya varmıştım, ancak bu videoyu izleyince ve yazını okuyunca taşlar yerine oturdu.
    Yeniden teşekkürler.

  2. Dinini değiştireni öldürün hadisi,rivayeti,sözü doğrudur.
    Çünkü vakıasına mutabıktır.
    Yoksa fitneye sebep olacaktır.
    Fitne adam öldürmekten beterdir.Bakara*191,

    • Esas fitne bu hadistir. Bu hadis, İslam ümmetinin içine yerleştirilmiş saatli bombadır. Her şeyden önce, dinden çıkmak ne? Neye göre, kime göre?

      İş başına selefi zihniyette birileri gelirse tasavvufçuları; işbaşına tasavvufçular gelirse selefi zihniyettekileri; Şii’ler sünnileri, sünniler Şii’leri… kısaca, hemen her grup diğerini “mürted” ilan edip tövbeye davet edecek… Karşı taraf da, ya “münafıkça” davranıp takiyye yapacak; ya da iç savaş başlayacak.

      Şeytanın en tehlikeli vahiylerinden biri, “dinden döneni öldürün” hadisidir. Şeytan, “bu sözü Allah Rasulünün söyledi,” diye yalan söyleyerek Müslümanlara benimsetti. Unutmayın, fıkıh kitaplarında “kabak sevmiyorum” diyen birinin bile mürted olarak ilan edildiğine dair örnekler var.

    • 2-190 Savaşa, savunma amacıyla izin verilmiştir.
      2-191. Onları yakaladığınız yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın; zulüm ve işkence öldürmekten beterdir. Kutsal Mescid’in yanında sizinle savaşmadıkça onlarla savaşmayın. Size saldırırlarsa siz de onlara saldırın. İnkârcıların cezası böyledir.
      192. Son verirlerse, ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
      193. Zulüm ve işkence ortadan kalkıncaya ve din ALLAH için oluncaya kadar onlarla savaşın.*[43] Son verirlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
      ÖLDÜRMEK…NEDEN…SEN ÖYLE DÜŞÜNÜYORSUN. DİYE..BİRDE ALLAH ADINA YAPACAKSIN…
      ALLAH (C.C.)’ın dini (yasası), inanç ve düşünce özgürlüğünü temel prensip edinir. BURADA KONU DİN DEĞİŞTİRME fakat başka bir konudaki öldürünü buraya monte ediyorsun.DİNDE ZORLAMA YOKTUR..Zorlama varsa zaten o kişi için o din olmaz..

  3. Şeyh ve türbelerden medet uman tasavvuf ehlinden nefret eden birisi olarak, ben, (davasında hala samimi olduğuna inandığım) Ebu Hanzala’yı dinleyen birisiydim. Ancak kendisini dinlerken, (Kuran’da olmamasına rağmen) zina eden evli kimselerin recm edilmesi ya da dininden dönen mürtedlerin öldürülmesi gibi konularda yüreğimde hep sıkıntı hissediyordum. Bu yüzden Abdüllaziz Bayındır’ın recm konusundaki açıklamaları bana mantıklı geldiği için bu gibi yüreğimde sıkıntı duyduğum konuları tatmin olacağım başka bir alime havale ediyordum. Böylece kendime göre uygun gördüğüm konuları başka başka alimlere dayandırarak tamamen heva ve heveslerime göre bir din anlayışım oluyordu. Bir başkasının da benden farklı bir din anlayışı oluyordu. Dolayısıyla bu metod da benim canımı sıkıyordu. Hepimiz Müslümandık ancak (Rum 32) ya da (Enam 159) ayetleri gereğince dinimizi parça parça ediyorduk.

    Hele ise mezheplerin düştükleri ihtilaflara bir türlü anlam veremiyordum. Allah, isteseydi bize yüz ciltlik bir Kuran gönderirdi ve bize her şeyi son detayına kadar açıklardı. Lakin o zaman din, bizim için yaşanmaz bir hale gelirdi. Şimdi bile Allah’ın emirlerini yerine getirme konusunda bir çoğumuz günahkarken, o zaman bütün bu detayları nasıl yerine getirecektik? Cennete girme konusunda belki de topyekün dökülmeyecek miydik? Allah bize rahmet etti, bizim için kolaylık istedi ve belki de yapamayacağımızı bildiği için bize her şeyi açıklamadı. Daha doğru bir ifade ile sadece sorumlu olduğumuz hususları bize açıkladı. Açıklanmayan ayrıntılar konusunda ise bizi serbest bıraktı. Biz ise ayrıntılarda boğulduk, ihtilaflara düştük. Her gurup başka alimlerin peşinden gitti ve bölük pörçük olduk. Yüreğimde hep bu konulara karşı sıkıntı duyuyordum ve bunun cevabını da bir türlü bulamıyordum.

    Siz ve Ahmet Murat Sağlam’ın bir kaç videosunu izledikten ve Kuran’daki apaçık ayetleri gördükten sonra ise artık her şey benim için net bir hale geldi. Kendimi yeniden Müslüman olmuş gibi hissettim. Allah siz ve sizler gibi aklıselim Müslümanlardan razı olsun.

    Şimdi ise düşünüyorum ki, Ebu Hanzala’nın tasavvuf ehline söylemiş olduğu atalarının dinine uyma ve (Tevbe 31)’de de belirtildiği üzere din adamlarını Rab edinme meselesi aynı zamanda kendisi için de geçerli. Kendisi de şirk içerisine girmiş fakat maalesef farkında bile değil. (Yusuf 40)’a göre hüküm sadece Allah’ın olmasına rağmen, o da Buhari, Müslim gibi insanları kendisine Rab edinmiş. Yani Allah’ı bırakıp, atalarının dinine uymuş. Allah’ın kitabı ortada dururken, Allah’ın hakkında hiç bir delil indirmediği konularda uyduruk rivayetlerin peşinden gitmiş. Davasında samimi olduğuna inandığım birisi olarak, siz ve sizler gibi hakikatin peşinden giden insanların vesilesiyle inşallah tövbe eder. Aksi halde özellikle tasavvuf ehli için söylemiş olduğu (Kehf 103-105) ayetleri kendisine de dönerek, iyi şeyler yaptığını zannetmiş, çalışıp yorulmuş fakat şirk içerisinde olduğu için tüm amelleri boşa gitmiş kimselerden olabilir.

    Eğer Kuran’ı tek rehber edinmemiz gerektiği konusunda apaçık ayetleri göremeyenler varsa, onlara şu iki gerçeği hatırlatmak isterim. Birincisi, Peygamberimiz, kendi sağlığında Kuran ayetleri ile karışmasın diye hadisleri yazdırmamıştı. Bu, bütün alimlerce kabul edilen bir gerçek. İkincisi ise Allah (Maide 3) ayeti ile dinin tamamlandığını bize haber verdi. Bu, en basit haliyle aslında şu demek: Peygambere ait olduğu ileri sürülen sözler hiç bir zaman yazıya geçirilmemiş olsaydı, (Maide 3) gereği din, yine tamamlanmış olacaktı. O halde tek kaynak olarak Kuran’ı bilmeli ve başka sözler de aramamalıyız.

    İslam dünyası, Allah’ın hakkında hiç bir delil indirmediği ve kesin olduğunun bilinmesi de mümkün olmayan rivayetlerden kurtulmadıkça, parça parça bölünmeye mahkum kalacaktır. Şirk içerisinde yüzüyoruz fakat bunun farkında bile değiliz. Allah, sonsuz ilmiyle içine düşeceğimiz durumu bildiği için (Yusuf 106) ayeti gereğince bizi uyarmışken, Allah’a ortak koşarak inanmaktan artık vazgeçmeliyiz. Bu ümmetin birleşmesinin tek yolu sadece Kuran’a tabi olmaktan geçer. İnşallah sizler gibi bu gerçeği vurgulayan aklı selim insanlar çoğalır. Sadece Allah’a kul olan ve Allah’tan başka bütün ilahları reddeden tevhid ehli nesiller yetişir. Allah imanımızı arttırsın, bizi hidayet üzere kılsın. Gerçeği arayanlara da hidayet nasip etsin.

  4. Gürkan Bey her şey Kur’an’da varsa beş vakit namazın rekatlarını Kur’an’dan nasıl çıkarttınız hadisi şerifler olmadan namazdaki rekat sayısını nasıl öğrenebiliriz sabah namazını iki rekat kılıyoruz da akşam namazını neden 3 rekat kılıyoruz Veya öğlen ikindi ve yatsı namazlarını neden 4 kılıyoruz bunları açıklayabilir misiniz

    • Allah için önemli olan namazların rekat sayısından ziyade, namazın içeriğidir. Namazı huşu içerisinde kılmak (Müminun 2) ve ne dediğini bilerek namazı kılmaktır (Nisa 43) Dolayısıyla huşu içerisinde ve ne dediğini bilerek kılınan bir namazın Allah katında makbul olduğunu anlıyoruz bu ayetlerden. Buna göre namaz kılarken, namazı sadece bedene değil, tam bir teslimiyetle aynı zamanda insanın kendi ruhuna kıldırması ve okuduğu ayetlerin manasına da vakıf olması gerekir. Eğer namazların rekat sayıları çok önemli olsaydı, Allah bunları her vaktin namazı için Kuran’da tek tek açıklardı. Çünkü sorumlu olduğumuz her şey Kuran’da açıklanmıştır. Kuran’a baktığımızda tam namazın 2 rekat olduğunu, korku namazı gerektirecek durumlarda ise namazın 1 rekata düşebileceğini anlıyoruz. (Nisa 102) Namazın en önemli konularından birisi ise namazın terk edilemeyeceği ve sonraya da bırakılamayacağıdır. Çünkü namaz müminlere belli vakitlerde farz kılınmıştır (Nisa 103) Bu yüzden kaza namazı diye bir namaz yoktur. Normal şartlar oluşamadığında kıble yönü aranmaksızın, yaya olarak veya binek üstündeyken bile namazın kılınmasına ruhsat verilmiştir (Bakara 239) Yeter ki namazın vakti çıkmasın diye… Çünkü namaz sonraya bırakılabilseydi, ”güvende olduğunuzda kılın” derdi Allah. Halbuki Nisa 102’de en zor şartlarda bile namazın nasıl kılınacağı ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

      Namazın 3 vakit olduğunu iddia edenler olduğu gibi 5 vakit olduğunu söyleyenler de var. Gerçekte ise namaz 5 vakittir. Çünkü Kuran’dan deliller var. https://www.youtube.com/watch?v=jBRDwgs0QTI

      Mustafa Öztürk, Muhammed peygamberin Medine döneminde 2 rekatlı namazların sayısını 4 rekata çıkardığını anlatıyor. Yaşar Nuri, ilk 2 rekatın farz, diğerlerinin ise sünnet olduğunu söylüyor. Akşam namazının ise Mekke döneminde de Medine döneminde de değişmediğini ve 3 rekat olduğunu belirtiyor. Abdüllaziz Bayındır, Kuran-Sünnet bütünlüğü aradığı için namazların rekat sayılarını tek tek Kuran’a dayandırmaya çalışıyor. Fakat öğle, ikindi ve yatsının neden 4 rekat olduğu ile akşam namazının neden 3 rekat olduğuna dair açıklamaları son derece mantıksız.

      Rivayetlerin dinde kaynak olamayacağını savunuyorum. Çünkü rivayetler Allah tarafından koruma altına alınmamıştır. Bu yüzden sadece Kuran’dan delil arayan bazı insanlar Nisa 102 ayeti gereğince tam namazın 2 rekat olduğu deliline dayanarak bütün namazları 2’şer rekat kılıyorlar. Fakat cemaat olarak bütün namazların 2’şer rekat kılındığı bir uygulama olmadığını görüyoruz. Daha doğrusu uygulama açısından farz namazın rekat sayısı konusunda kesin bir ittifak var. Dinlerini parça parça etmiş Sünni ve Şii’ler de bu konuda ittifak halindeler. Bütün Müslümanlar cemaat olarak her yerde namazları sabah 2, öğle, ikindi ve yatsı 4, akşam ise 3 rekat kılıyorlar. Eğer bir yerde ihtilaf varsa, orada mutlaka bir sorun vardır. Fakat ittifak varsa, işte bu noktada biraz bizim düşünmemiz gerekir.

      Kuran’a baktığımızda, peygamberin dini hüküm açısından Kuran dışı bir vahiy almadığını görüyoruz. Kendi isteğiyle dinde bir hüküm koyamayacağını da görüyoruz. Fakat 3 ve 4 rekatlı namazları da Kuran’da bulamıyoruz. Bu durumda sözlü rivayet ile fiili uygulama arasında bir fark olması lazım. Fiili uygulamalar da kolay kolay değişmez. Mesela 100 yıl boyunca bütün namazlar 2’şer rekat kılınmış olsun ve sonra bazı namazlar 3 ve 4 rekata çıkmış olsun. Hele ise Müslümanlar Asya’dan İspanya’ya kadar yayıldığı halde böyle bir olay gerçekleşmiş olsun ve bu konuda da top yekun bir ittifak oluşsun… Böyle bir değişim mümkün gibi durmuyor. Ben açıkçası bütün ayetleri incelediğimde Allah’ın bize şu mesajı verdiğini anlıyorum: ”Ben, namaz rekatlarının sayısına değil, namazın içeriğine önem verdiğim için her bir namazın rekat sayılarını özellikle tek tek belirtmedim. Aksi halde sayıyı tamamlamaya çalışırdınız ki benim istediğim bu değildi, namazı ne dediğinizi bilerek ve huşu içerisinde kılmanızdı. Ben sadece düşman saldırısının olabileceği en zor koşullarda nasıl namaz kılmanız gerektiğini anlattım. Buna göre peygamber 2 rekat kıldırdı, siz de nöbetleşerek 1 rekat kılmış oldunuz. Güvenliğe çıktığınızda ise ”Allah’ın size öğretmiş olduğu gibi” (Bakara 239) namazı kılın.

      İşte burası çok önemli. Allah Kuran’da (namaz vaktini belirtmeksizin) güvende değilken namazı nasıl kılacağımızı anlatmıştır. Güvende iken nasıl kılacağımızı ise anlatmamıştır. İşte bunu da peygamber vasıtasıyla uygulamalı olarak bize bildirmek istemiştir. Bu durumda peygamberimiz Kuran dışı bir vahiy almış oluyor ki, bu da sadece namaz için geçerli. Çünkü namaz fiili, yani uygulamalı bir ibadet. Kaldı ki eğer Allah Kuran’da her bir vaktin namazının nasıl kılınacağını anlatsaydı, o zaman insanlar rekat sayısını tamamlamaya önem verirlerdi. Halbuki Allah için namazın içeriği önemli. Belki de bu yüzden güvende iken kaç rekat namaz kılmamız gerektiğini bize söylemeyip, uygulama yoluyla bunları bizlere aktarmak istemiş olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Bence namaz rekatları konusu hepimiz için bir imtihan. Başka kaynakları Kuran’a ortak koşan gelenekçi insanların kendi düşüncelerinin haklı olduğuna dair delil olarak sundukları en güçlü argümanları da bu konu. Fakat bariz bir hata yapıyorlar. O da şu ki, sözlü rivayetler ile fiili uygulamanın aynı şey olmadığıdır. Allah, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı (ya da başka nedenler de olabilir), her bir namaz için özellikle tek tek değinmek istemediği uygulamalı bir ibadeti, uygulama yoluyla bize aktarmak istemiş olabilir.

      Bu konu aynı zamanda benim gibi sadece Kuran diyenler için de bir imtihan. Çünkü eğer Allah, Nisa 101’de ”…namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur” yerine ”…namazı yarıya indirmenizde bir vebal yoktur” deseydi, o zaman bütün namazların güvendeyken de 2 rekat olduğunu anlardık. Fakat Allah, özellikle kısaltma fiilini kullanıyor ki, bu durumda da güvendeyken namaz rekatlarının farklı olabileceği sonucu ortaya çıkmış oluyor. Dolayısıyla cephede cemaatle kılınan tam bir namazı delil gösterip, güvenlik halinde de bütün namazları 2 rekat kılanların sözlü rivayetler ile fiili uygulamayı ayırt etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence Bakara 239 ayeti bu noktada bize ışık tutuyor. Güvenliğe çıktığınızda ise ”Allah’ın size öğretmiş olduğu gibi” namazı kılın diyor Allah. Halbuki güvendeyken nasıl namaz kılmamız gerektiği Kuran’da anlatılmıyor. İşte, güvendeyken namazları kaç rekat kılacağımızı da peygamberimizden uygulamalı olarak öğreniyoruz. Benim, araştırmalarım sonucunda vardığım sonuç budur. Sözlü rivayetler ile fiili uygulamaları ayırt etmemiz gerektiğidir. Yanlış anlamışsak, Allah bizi affetsin ve bizi doğruya iletsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir